Atatürk’ün en yakın koruması Ardahanlı Celal Tunus
Kimliksizler Kisiliksizler…
Ümit KILIÇ'ın bıraktığı boşluk...
Dernekciliğin Cılkını Cıkardık
 
ZİYARETÇİ DEFTERİ
Ziyaretci Yorumları
E-posta Adresi :
Şifre :
  
 Şifremi Unuttum 
Çanakkale Savaşından Ardahanlıların Alacağı Çok Ders Var!.
Ardahan İli tanıtım envanteri
Bir tür kişilik üzerine
Vatana dönüş yolunda Ahıskalıların mücadelesi
Açık Kapı Cami Günü
Başkan İstifa!
kahraman
Dernekler
Kapitalizm ve Yoksulluk
TÜRKİYE'DEN HABERLER
Ardahan'ın gerçekleri
Tuncer DAĞ
04.03.2007
FİLİSTİN?E AĞIT ve TİMSAHLARIN GÖZYAŞI

 

 

FİLİSTİN?E AĞIT ve TİMSAHLARIN GÖZYAŞI

 

Farid farjad, kemanın telleri arasında fısıldattığı, derinlerde gelen ince doğulu yelin o tiz sesi, acıyı ne kadar da nakşettiriyor soğumuş, taşlaşmış ve artık duyarlılığı sadece sahte bir dil oyunu olarak gören kentli; varoş kalbime. Söz geçiriyor zamanı aşan bir beynelmilellikle yüreğime. Filistin?i sadece Filstinli?lerle anımsatmıyor bana İslam?ın o kadim tarihini anımsatıyor, peygamberimin yalnızlılığını yaşatarak. Her biri bir cengaver olan Kerbela?nın 12 imamını, en çok güvendiği Allah?ın evinde katledilen Hz. Ali?yi, kendi akrabaları tarafından ?dar gün?ü yaşayan Hz. Osman?ı hatırlatıyor. Bütün bu olanlar arasında Müslümanların sahte feryatlarını duyuyorum. Ama hiçbirisinin isyanına inanmıyorum. Ölüm sayısının görsel çoğunluğunu gören o gözler yıllardır ölenleri görmeyecek kadar kördü. Onlar ki, Müslüman?ın Müslüman?ı katledişini görmediler. Onlar ki bütün kardeş kavgalarına göz yumdular. Onlar ki, hak dinimin kitabını ideolojik paravan olarak kullandılar. Neylersin ki şimdi ağlayan, yakaran yine onlar. Kapalı kapıların ardında siyasi terbiyelerini kutsal kitabımın buyruklarına reva gördüler. Ama gel gör ki, ceket omuzda raconu da elden bırakmıyorlar. Bu kent kabadayılığın sahte delikanlılığı gözüme hiç gelmiyor; eşkıyaların o deli dolu başkaldırılarını hatırladıkça.  Yeri gelince ?satarsın ulan satarsın!? demek geliyor içimde. 

Filistin; yüreğimin tükenmez acısı, sana nasıl ağlayacağımı bilmiyorum. Sana ağlayıp da sana ağlayanların safına düşmek istemiyorum. Ben ki en az onlar kadar masum olmayan ben, kendimi cehennemin hangi katında düşleyeyim. Sen ki cehennemi bu deruni algınla yaşayan sen. Allah?ım muhakkak sabrına güveniyordur. Şüphesiz o senin neye dayanacağını biliyor. Kaderimiz ne kadar da aynı; ikimizde sahte kabadayıların korkaklığına kurban oluyoruz. Ve ikimiz de ne kadar da güvenmiştik onların cesaretine. Belki de yanlış tercihlerimizin sonuçlarına katlanıyoruz. Şimdi hangi isyanımı dışavurayım, daha fazla timsahlaşmadan. Senin için savaşılmaz bile; savaşmanın bu kadar kirliği göz önündeyken. Savaşlar da kirlendi? Her isyanın ardında bir ucuz hesap, yalnızlaştırıyor ve bir o kadar da güçsüz kılıyor. Güçsüz ve çaresiziz. Ey dünyanın bütün halkları birleşin ve savaşmayın ve konuşmayın ve dinlemeyin ve görmeyin. Ve kötülüğe şu ağıtı okuyun:

KABİL?İN BALTASI

Sana yüzyıllardır ulaşmak istiyorum. Cennetten kovuldum; insanların uğruna kul olduğu yerden; ebedi saadetten. Sen ne yaptın? Beni cehennemin sönmez ateşiyle gazaba sürükledin. Tanrılardan günahlarını çaldım. İsteseydin, daha fazlası? Yaşımı hor gördün. Bilmez misin, gencin bir gün ihtiyar; sübyanın genç olacağını. Oysa sadece gözlerine karalandım. Sonra saçlarının rüzgârla savruluşuyla dağıldım. Kalbine değil, cismine; maddiyatın en tutsak yanına. Ve sonra akıl sır ermeyen huyuna suyuna? Çaldın beni en derin uyku anımdan. Ne tatlı acıdır ki, bana bıraktığın hüsran; elveda derken hissiz bakışlı yar, esrarkeş yalnızlıklar bıraktın, soğuk odaların yayı sırta batan yataklarında.

Hayat artık devrik cümleler kadar düzgün değil. Bil fiil, yüklemsiz yürüyen dakikalardır geçen zaman; tamlanamamış ve sıfatsız. Habil ile Kabil?den bu yana dökülen kan, kıskançlığın bedeli değil. Bir uğursuz davanın uğrunadır. Varsın kelamcılar tanrıya atfetsin aşkı. Kim düşünür; dilberin al yanağından ötesini; gül memelerinden yukarısını?. Sen bakma sakın, saadet istemiyorsan. Münkirsin sana haramdır saadet; bekle ki görürsün bir heyulada.

Kader diye beni de aldattın. Kader, bir de düşmanı sokacaksa hayatıma, düşman demeyen kitaptan söz et bana. Oysa Allah?ın yarattığından düşman diye söz edilir mi? Şimdi sorarım sana; niye böyle bıraktın beni: perişan? Hangi sevdaya sığınsam soluksuzsun; hangi yola baksam hep yolcusun. Kabil?in baltasını saplamışsın sırtıma öylece duruyorum yüzyıllarca.

Ne vatan gibi diyar ne de sen gibi bir yar. Yersiz yurtsuz? Bir gün barış için bir umut olursa; bilirim beni aramasın, kuma gömersin başını. Senin efendiliğin için ben hep seninle savaşmalıyım. Ben kadim oldukça sen yenilmez olacaksın. Yakışmaz çünkü haşmetine, bir sefille savaşmak. Ve kederliyi oynuyorsun her zaman. Ki, sen bu güne kadar kederin sadece resmi oldun.

Kötülük hiçbir zaman aynı kalmaz; pişmanlıklar törpüler belki onların sivriliklerini. Ama bilirim; ruhun alışmışken kötülüğe, vazgeçiremezsin nefsini hiçbir zaman o hazdan. Araya farklı durumlar girecek, ancak kötülük tohumları bu durumlardan yeni kanallar bulacaktır. Masumiyetin saflık kokan kanını çekeceksin bu kanaldan. Kötülük maalesef iyilik gibi değildir. Ateştir iyilik; kötülük ise ışık. Tersi olsaydı eğer, o hal, bir gün sönerdi; içindeki fitil bittiğinde. Aniden parlarsın. Bu parlayışta ateş gibi görünürsün; yanılıp ateş zannedilmen bundandır. Ve ateş en büyük temizleyendir.

Oysa sen de bir zamanlar ateştin. Ta ki, ruhunu kaptırıp ter temiz hazineni şeytanın bitmez tükenmez, azgın ve ısrarcı arzusuna kaptırana kadar. Şimdi otur ve sonra iffetinden neler kaybettiğini iyi düşün. Sözler döküldükçe, seni anlatmanın içinde karşıma kötülük çıkıyor. Üzerine bastığım kötülük olduğunu fark ettim şimdi. Tıpkı, gemilerin batmasına neden olan fırtınayı çıkaran rüzgârın, yelkenlere bindiği gibi biniyorum kötülüğün üzerine. Eğer sözlerime devam edersem, belki de kötülüğü aşarım; Vietnam?a, Hiroşima?ya, Nagazaki?ye, Halepçe?ye oradan Irak?a giderim. Oysa ben öyle cesaret sahibi bir yürek değilim. Ben de bilirim, kötülüğün gösterdiği adreste sırtında Kabil?in baltasıyla Habil?in oturduğunu. Ve kötülük o adreste hiç bitmedi, ta ki Habil ve Kabil?in kavgasından bu yana?

 

 Yeliz Gürbulak

 

 

 

 

 

  Arkadaşıma gönder Yorum Ekle Yazıcıya Uyumlu Göster  


    AYNI KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Türkiye'de İlk
Doğu Anadolu, Sibirya’ya döndü. Sıcaklık –33 derece!!!
Ardahan Valisi, Murat YILDIRIM' ın Yeni Yıl Mesajı
Yönetmen Reis Çelik “Alsace-Europe” ödülü aldı...
Karantina devam ediyor:Iğdır'ın Aralık İlçesi'nde 112 kanatlı hayvan daha itlaf edildi
‘Şu Çılgın Türkler’ yine zirvede
Nice Bayramlara...
Kurban Bayramınız Kutlu olsun...
İyi bayramlar..
Bayramınız kutlu olsun
16. TÜRMOB Olağan Genel Kurulda yapılan konuşma
Seçim sistemi reformu (devam)
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, 146 Yaşında
Korku üretenler kaybetti
Kafkas Üniversitesinde açılış
Prostat Kanseri Tedavisinde: BRAKİTERAPİ
Atatürk’ü doğru anlamak
Göle Lisesi’nden New York Universitesi’ne
Ağam nerden aşar bu Tiflis’in yolu?
İnsan Haklarının Tarihsel Gelişimi
İstanbul'un En İyi İkinci Projesini Ardahanlılar Hazırladı
İstanbul'da Sivil Toplum Kuruluşlarının katıldığı İstanbul'un
06.03.2007
 
Göleliler olmayan hesabı birbirinden sor
AKP sözünü tutmadı
Adalet Bunun neresinde